Translate

Bu Blogda Ara

Fetihten terke kadar Girit

Fetihten terke kadar Girit

Fetihten terke kadar Girit
Hayatımız mitinglerde geçti... Osmanlı gençliği, 'Girit bizim canımız, feda olsun kanımız' diye sokaklara döküldü. Kartpostal haline gelmiş görüntüde asker kıyafetli çocuklar Girit andını okuyor. Bizden önceki kuşak önce Musul sonra Hatay mitinglerine koştu. Musul konusundaki bu gösteri Avrupa'da yapılmıştı. Hatay mitingiyse olaylıydı. Bizim gençliğimiz, 'Kıbrıs Türktür, Türk kalacaktır' veya 'Ya taksim ya ölüm' diye bağırarak geçti...
Osmanlı'nın yenileşme hamleleri Batı'da sürekli dudak bükülerek karşılandı. İmparatorluğun Avrupa devletleriyle yaptığı her anlaşma girişimi Girit meselesinin halli şartına bağlanıyordu





AB kapısında son dönemece giren Türkiye'nin karşısında sorunlardan biri olarak duruyor. Görünen o ki Kıbrıs konusunda anlaşma sağlanamazsa, Türkiye'nin tam üyelik müzakerelerine başlama şansı yok gibi. Bir buçuk asır önce aynı durum Girit için geçerliydi. O dönemde de Osmanlı'nın Batı'yla uzlaşma hamleleri, Girit meselesinin halli şartına gelip dayanıyordu.

Sultan Aziz'in Avrupa seyahati sırasında görüştüğü Fransız ve İngiliz siyasetçileri, Girit'in Yunanistan'a terkine rıza göstermesi halinde Türkiye'nin mali ve siyasi sorunlarının çözümü için engellerin ortadan kalkacağını, Osmanlı'nın toprak bütünlüğü konusunda endişelerin silineceğini söylemişlerdi.

Kızlarağası Sümbül

Kıbrıs, Rodos, Girit... Doğu Akdeniz'in askeri bakımından kontrolünü sağlayan bu üç adadan ikisi, Kıbrıs ve Rodos, 1600'lerin ortasında Osmanlı hâkimiyetindeydi. Girit de öteden beri alınmak istenmiş ama Venedik devletinin son kalesinin iyi tahkim edilmiş olması ve Osmanlı'nın barışı bozan taraf olmak istememesi dolayısıyla hep vazgeçilmişti. Sultan İbrahim'in saltanatı sırasında ele geçirilen bir bahane, sefer emrinin verilmesini sağladı. Topkapı Sarayı harem dairesinde bir cariyenin hamile olduğunun anlaşılmasıyla patlak veren skandalın sorumlusu Sümbül Ağa padişahın güvenini kaybettikten sonra Mısır'a sürülmüş; Ağa'nın o tarihte Mısır vilayetinin beş yıllık vergisine eşit servetini, elli cariye, bir o kadar köle, 40 Arap atı ve 500 muhafızını yanına alıp donanmaya ait bir gemiyle gitmesine izin verilmişti.

Yolda korsanların saldırdığı kızlarağasının öldürüldüğü, ele geçen ganimetin Girit'e götürüldüğü, cariye ve kölelerin pazarda satılmasından sonra korsanların Girit yöneticilerine pay verdikleri haberi İstanbul'a ulaşınca, 19 Nisan 1645 günü sefer kararı alındı.


10 gün hazırlık, 24 yıl savaş

Osmanlı başkentindeki Venedik elçisinin durumu ülkesine bildirmemesi için hazırlıklar 'Malta seferi' adı altında sürdürüldü. Savaş hazırlığı 10 günde bitti, donanma 348 gemi 100 bin asker ve gemiciyle yola çıktı...

Girit savaşı tastamam 24 sene dört ay sürdü... 130 bin şehit verildikten sonra 4. Mehmed'in saltanatı döneminde 1669 Eylül'ünde adanın teslimiyle son buldu.

Ne var ki fetih ve ardından barış anlaşmasının imzalanmasıyla 'Girit Meselesi' de başlamış oldu. Osmanlı Devleti için Girit, her dönemde çıban başı haline geldi.


Yunan isyanı

Burada bir parantez açarak Rumluk ve Yunanlılık konusuna açıklık getirmek gerekirse; Yunanlılığın Kuzey Yunanistan ve Mora'ya mahsus bir kimlik olmasına karşılık, Rumluğun Anadolu'dan Balkanlar'a uzanan coğrafyada Ortodoks inancına sahip ve ırki bakımdan müşterekliği bulunmayan halkları tanımlamak için kullanıldığını vurgulamamız gerek. Nitekim bundan dolayı asırlarca Sırplar, Bulgarlar, Ulahlar vs. Rum sayıldı.

Yunan isyanının temelleri 1787'de Küçük Kaynarca Anlaşması'ndan sonra Rusya tarafından atıldı. Çariçe 2. Katerina'nın 'Projet Grec' adıyla Avrupalı hükümdarlara sunduğu plan, Osmanlı'nın paylaşımını içeriyordu. Buna göre Balkanlar'da 'Daçya' adı altında bir Ortodoks devleti kurulacak; Sırbistan, Bosna ve Hersek'le birlikte Kıbrıs ve Girit Venedik Devleti'ne; Dalmaçya Avusturya'ya verilecek, İstanbul, yeniden ihya edilecek Bizans Devleti'nin başkenti ve 'İkinci Vatikan' olarak bağımsız kalacaktı. 2. Katerina torunlarından birinin adını Konstantin koymuş, onu Rum mürebbiyelerinin elinde günlük hayatında Rumca konuşmak şartıyla yetiştirmişti ve Bizans tahtına onu geçirmeyi hayal ediyor; seyahatlerinde üzerinde Bizans Yolu yazılı takların altından geçiyordu.


Patrik idam edildi

Yunan halkı, Şubat 1821'de isyanı başlattı. Ayaklanmanın fikri zeminini hazırlayan 'Ethiniki Hettairia' adlı yeraltı örgütüydü. Osmanlı idaresindeki Ortodoks halk öylesine etkisi altındaydı ki bu organizasyonun,

İstanbul'daki Patrik Grigorius ve piskoposların çoğu istenenleri yapmak noktasına geldi.

İsyan Mora'da başladı ve çığ gibi yayıldı. Osmanlı, hâlâ tartışılan bir karar aldı: Ayaklanmanın İstanbul'daki elebaşı olarak gördüğü Patrik Grigorius'u 22 Nisan günü patrikhanenin orta kapısında astırdı. Yunanlılar da isyanın merkezi sayılan Mora'nın Pidavro kasabasında milli meclislerini toplayıp Yunanistan'ın bağımsızlığını ilan etti. Ertesi sene Sakız'da Rum ahali ayaklandı; 80 bin isyancı karşısında kalan 1000 kişilik Osmanlı azınlığı canını adadan kaçarak kurtardı. Sıranın Girit'e geldiğini artık herkes biliyordu. Ama Osmanlı askeri gücünün ağırlıklı olduğu Girit'i düşürmek kolay değildi. Önce Yunanistan'ın bağımsızlığının sağlanması gerekliydi. Bunun için uzunca bir süre Rum ahali silahlandırılması ve Girit'in bir mesele olarak Avrupa'nın gündemine getirilmesiyle yetinildi.

1829'da Osmanlı Rus savaşı sürerken ve Rus orduları Edirne'yi geçip Kazak süvarileri öncülüğünde İstanbul'a ilerlerken; İngiltere, Fransa ve Rusya Yunan ayaklanmacıları himayeleri altına aldıklarını Osmanlı'nın Yunanistan devletinin kuruluşuna itiraz etmemesi esasını içeren Londra Protokolü'nü imzalayıp bunu 15 Ağustos günü Osmanlı hükümetine ilettikleri bir notayla tebliğ ettiler. Yeni devletin Osmanlı'ya senede 1.5 milyon kuruş haraç vermesi, kral olacak prensi Babıâli'nin de onaylaması gibi zevahiri kurtarma amaçlı maddeler de içeriyordu nota. Ertesi yıl 24 Nisan'da Babıâli Yunanistan'ın bağımsızlığını tasdik etti. Aynı yıl Fransızlar Cezayir'e girdi, Sırbistan ve Sisam bağımsızlık ilan etti, Mısır'da Kavalalı Mehmed Ali Paşa ayaklanıp ordusuyla Nizip'e dek geldi.


Yangın adayı sararken

Bundan 36 yıl sonra yangın Girit'i sardı. Ada hâlâ Osmanlı'daydı ancak herkes Yunan Kralı Yorgi'nin evlendiği Rus prensesinin çeyizi olarak Girit'i kabul ettiğini biliyordu. İsyan, Girit tüccarlarının Sultan'a başvurarak vergilerin yüksekliğinden, adaletsizlikten şikâyetiyle başladı. Ayaklanmanın lider kadrosu halkın sözcüsü sıfatıyla yaptıkları bu başvurunun bir kopyasını adadaki Avrupa ülkelerinin konsoloslarına vermeyi ihmal etmedi.

Babıâli dilekçeyi hemen yanıtladı. Şikâyetler incelenip araştırılacaktı; sonuçlar alınana kadar da ahalinin devlet otoritesine karşı gelmesi kabul edilemezdi. Buunun üzerine kitleler harekete geçti ve silahlı ayaklanma başladı. Kimi aileler sandallarla veya basit teknelerle adadan İtalya ve Fransa'ya götürüldü. Bunlar karşılarına çıkan basın mensuplarına Türklerin Girit'te katliam yaptığını anlatmaya başladı. Avrupa basını bu anlatımlara dayanarak çizilen temsili resimlerle kanlı sahneleri okuyucularına yansıttı. Bu sırada Fransa'ya kaçıp orada çeşitli gazeteler neşreden Yeni Osmanlılar Cemiyeti'ne mensup Türkler de Babıâli'den şikâyetçi oldukları için Batı kamuoyunun anlatılanlara inanmasına mani olacak bir şey yoktu.


Sultan Aziz'in Avrupa seyahati

Adada Türk askeri kuvvetine saldırılar din adamlarının öncülüğünde sürerken Sultan Aziz Avrupa seyahatine çıktı. Görüştüğü Fransa Kralı 14. Lui dahil her yetkili padişaha Girit meselesini çözmesini adanın Yunanistan'a terkini öngören anlaşmaya direnmemesini söylüyordu. Aziz daha sonra gittiği Londra'da da aynı yönde telkinlere muhatap oldu. Abdülmecid devrinde 90 milyon olan dış borcun 196 milyon altın liraya yükseldiği dönemde, Avrupa'yla uzlaşma zemininin arandığı ortamda geliyordu bu baskı. Ama Osmanlı devleti askeri bakımdan hâlâ Yunanistan'ın baş edemeyeceği kadar güçlüydü. Ali Paşa'nın sadaretinde yürürlüğe giren Girit Nizamnamesi ile getirilen özel yönetim esası, isyancıların gerekçesini yok etmişti.

Atina'nın tek ümidi Avrupa'nın İstanbul'a yapacağı baskıydı. Nisan 1897'de Yunanistan ilan edilmemiş savaşı başlattı. Adaya asker çıkardı ve katliamı önleme davetiyle Avrupa ülkelerinin Girit'e asker yollamasını istedi. Rusya, İngiltere, Fransa ve İtalya savaş gemileri yolladı Girit'e. Babıâli de Yunanistan'a savaş ilan etti. Türk ordusu, imkânsızlıklara rağmen savaşın başlangıcından itibaren Yunan ordusunu püskürterek ilerledi.


Rusya arabulucu oldu

Paniğe kapılan Atina'da hükümet değişti; arabulucu olarak devreye giren Rus Çarı'nın girişimleri sonucu Abdülhamid, ordusunun aldığı topraklar elinde kalmak şartıyla barışa razı oldu. Yunanistan 4 milyon altın savaş tazminatı ödemeyi kabul etti. Ancak aynı anda İngiltere, Fransa, Rusya ve İtalya Girit'in bağımsızlığını ilan etti. Notayla Babıâli'ye bildirilen bağımsızlık ilanı beş yıl içinde kademeli olarak gerçekleşecekti. Bu süre zarfında Girit bağımsız vilayet statüsünde Osmanlı toprağı olma özelliği taşıyacak, Türk ordusu Müslüman halkın güvenliğinin sağlanmasına paralel olarak adayı tahliye edecek, Girit, Osmanlı'ya daha sonra belirlenecek miktarda yıllık vergi verecekti.

Abdülhamid'in kabul etmek zorunda bırakıldığı bu anlaşma Yunanistan'ı tatmin etmedi. Girit'in bağımsızlığını değil, Yunanistan'a ilhakını istiyordu Atina. On sene sonra 1908 yılı Ramazanı'nda Girit Meclisi, Yunanistan'a ilhak kararı aldı. İttihat Terakki iktidarının buna karşı yapabildiği tek şey, 'Girit bizim canımız, feda olsun kanımız' sloganıyla İstanbul halkını sokağa dökmek ve Yunan mallarını boykot etmek oldu.

1910'da Girit Meclisi Yunan kralına sadakat üzerine yeni yemin metnini kabul ettikten sonra kendisini feshetti.